OYACA FORUM
Sitemizden daha fazla yararlanmak için üye olun!

OYACA FORUM

OYACA FORUM
 
AnasayfaPortalTakvimGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Menü
Ana Sayfa
Portal
Kaybettiklerimiz
Tarihimiz
Oyun Havaları
Oyaca Otobüs Saatleri
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» Kasabamızdan Muammer Erdoğan Vefaat etmiştir Yakınlarına Baş Sağlığı diliyoruz
Salı Ağus. 24, 2010 9:14 pm tarafından koksal_y

» Kasabamızdan Leman Öztürk Vefaat Etmiştir. Yakınlarına Baş sağlığı diliyoruz.
C.tesi Ağus. 21, 2010 6:13 pm tarafından Admin

» Vavien (2009)
Perş. Ağus. 05, 2010 9:04 pm tarafından koksal_y

» Kasabamızdan Zinnur Duyar Vefaat Etmiştir
Cuma Tem. 23, 2010 7:56 pm tarafından Admin

» Gülay
Ptsi Haz. 28, 2010 8:01 pm tarafından koksal_y

» Zara
Ptsi Haz. 28, 2010 8:01 pm tarafından koksal_y

» Ekrem ÇELEBİ
Ptsi Haz. 28, 2010 8:00 pm tarafından koksal_y

» Neşet ERTAŞ
Ptsi Haz. 28, 2010 8:00 pm tarafından koksal_y

» Mehmet Demirtaşın Kendi Kaleminden Biyografisi
Ptsi Haz. 28, 2010 7:59 pm tarafından koksal_y

En iyi yollayıcılar
koksal_y
 
Admin
 
DeeP_BLuEs_
 
Ziyaretçi Sayacı
Sosyal yer imi
Sosyal yer imi Digg  Sosyal yer imi Delicious  Sosyal yer imi Reddit  Sosyal yer imi Stumbleupon  Sosyal yer imi Slashdot  Sosyal yer imi Yahoo  Sosyal yer imi Google  Sosyal yer imi Blinklist  Sosyal yer imi Blogmarks  Sosyal yer imi Technorati  

Sosyal bookmarking sitesinde OYACA FORUM adresi saklayın ve paylaşın

Sosyal bookmarking sitesinde OYACA FORUM adresi saklayın ve paylaşın
Anahtar-kelime
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 48 kişi Perş. Ağus. 25, 2016 10:28 pm tarihinde online oldu.
Anket
Sayfamız sizce nasıl ?
 ÇOK GÜZEL
 GÜZEL
 EH İŞTE
 KÖTÜ
 BERBAT
Sonuçları Gör
İp Adresiniz

Paylaş | 
 

 LEV NIKOLAYEVIC TOLSTOY 1828 - 1910

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
koksal_y
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 169
Kayıt tarihi : 22/04/10

MesajKonu: LEV NIKOLAYEVIC TOLSTOY 1828 - 1910   Çarş. Haz. 16, 2010 4:18 pm

Kont Lev Nikolayevic Tolstoy 28 ağustos 1828'de Tulainde Yasnaya Polyana'da doğdu. Annesini küçük yaşta kaybetti. Babası ve kardeşleriyle yaşadığı aile topraklarında Rus kırsal yaşamını erkenden tanımış oldu. On beş yaşında Voltaire'i ve üstünde kalıcı bir etki bırakacak olan Rousseau'yu okudu. 1847'de üniversiteden ayrılarak köylülerine yararlı olmak amacıyla dönüp, Yasnaya Polayana'ya yerleşti.

Genç Tolstoy, dört yıl süren acılardan ve yaşamın anlamını sorgulamalardan sonra 1851'de yaşadıklarından tatmin olmayarak Kafkasya'ya gidip topçu teğmeni oldu. Edebiyat çalışmalarına da gerçek anlamda burada başladı. O dönemde Kafkasya bir eğitim ocağı ve aralarında Lermontov'un da bulunduğu pek çok Rus yazarı için esin kaynağıydı. Zaten Tolstoy'un gençlik hikayeliyle (özellikle savaş sahneleri) lermontov'un üslubu arasında bir yakınlık sezilebilir. Dağıştan ve Çeçenistan'ın Ru Çarlığı'na bağlanması üzerine yerli halkın gösterdiği tepkileri, Tolstoy "Kazaklar" adlı hikayesinde anlatır. Kırım Savaşı sırasında Sivastopol'da bölük komutanı olarak, kuşatılmış şehrin en tehlikeli kesiminde bulundu ve yaşadıklarını "Sivastopol" adlı eserinde anlattı. Tolstoy bu eserinde yeniden savaş temasını ele alır. Onun savaş sahnelerini, roman kişilerinin algılarına dayanarak anlatması ve bütün bir savaş mekanizmasını ahlakın prizmasından geçirmesi büyük bir yeniliktir.

Tolstoy'un yayımlanan ilk kitabı "Çocukluk"un ne Kafkasya'yla ne de Kırım'la ilgisi vardır. Tolstoy bu kitapta çocukluk anılarına geri döner, Yasnaya Polyana'daki yaşamdan sahneler canlandırır. Bu hikayeyi gönderdiği Sovremennik dergisinin yönetmeni şair Nekrasov, derhal yayımlamaya karar verir. Böylece ilk hikayesinin yayımlanmasından sonra, peş peşe çıkan "İlk Gençlik" (1854) ve "Gençlik" (1857) ile Tolstoy, dönemin en tanınmış yazarları arasında yer alır. Nekrasov, Turgenyev'e şöyle der; "işte yeni bir yetenek, hem de kesin görünen bir yetenek."

Bu üçleme içinde geçmiş yıllara duyulan özlemden, çocukluğun masumiyetinden, dünyayı keşfedişteki tazelikten çok daha fazlasını barındırır. Tolstoy'un gelecekteki eserlerinin taşıyacağı bütün özgünlüğü, özellikle de özeleştiriye olan eğilimini tohum halinde içerir. Delikanlılığında daima doğru hareket etmek amacıyla entelektüel ve moral yeteneklerinin gelişmesi için bir program hazırlamayı tasarlar. On dokuz yaşından başlayarak en küçük eylem ve düşüncelerini didik didik edip eleştirdiği bir günlük (tüm yaşamı boyunca sürecek ve binlerce sayfa olacak) tutar. Tolstoy'un gelişim çizgisini defalarca saptıracak derin krizlere karşın, onun kişisel ütopyası çok erken oluşur. Bu sayede bireyin manevi mükemmelliğinin kötülük ve yalanla daha iyi baş edebileceği, çünkü bu konuda toplumsal reformların bile yetersiz kalacağı, toplumun insanı yozlaştırdığı şeklindedir. 1856'da bu aykırı düşünceyi sonuna kadar götürerek, "sanat sanat içindir" görüşünü savunan bir grup kuramcıyla yakınlık kurdu. Ertesi yıl, İsviçre'yi, Fransa'yı, Almanya'yı dolaştı ve bu arada "İki Süvari Subayı" ve "Üç Ölüm"ü yazdı. Rusya ile karşılaştırıldığında Batı Avrupa'da egemen olan toplumsal özgürlük onu adeta çarptı, ama çok geçmeden madalyonun öteki yüzünü, ilerlemenin olumsuz yanlarını da fark etti. Yasnaya Polyana'ya dönüşü, kölelerin özgürleştirilmelerinden hemen önceye rastlar.

Tolstoy, "Toprak Ağasının Sabahı" (1856) adlı hikayesinde genç prens Nehliyudov'un kişiliğine kendi yaşamından pek çok ayrıntı yükler. Tıpkı yazar gibi, genç prens de üniversiteyi terk eder. Yaz tatilini geçirmeye gittiği kırdaki malikânesinde, oraya yerleşip, köylülerin yaşamını değiştirmeye karar verir. Ama iyi bir toprak sahibiyle köylüler arasında uçurum vardır. Tolstoy burada kır hakkındaki derin bilgisini gösterir.

1853'ten 1863'e kadar, on yıl boyunca şiirsel eserlerinden biri olan "Kazaklar" üzerinde çalıştı. Olenin adında soylu bir delikanlı, sürdüğü yaşamdan son derece bezmiş olarak, 1851 ilkbaharında Kafkasya'ya gider. Tolstoy burada Doğu'yu konu alan edebiyatın büyük çoğunlukla bulandığı egzotizmin tersine, neredeyse etnografik bir ayrıntı zenginliğiyle bir Kazak köyündeki yaşamı aktarır. Yazara çok benzeyen, kendisini büyüleyen bu dünyaya karışmayı başaramayan ve ayrılık zamanının gelip çattığını hisseden Olenin'le Tolstoy bir huzursuz kişilikler topluluğunun ilk halkasını oluşturur.

Tolstoy, 1859'da bir bunalımın eşiğindedir. İyilik yapabilme olanağına kavuşacağına inandığı huzurlu kır yaşamına olan özlemini dile getirmeye çalıştığı, alaycı başlığıyla "Aile Mutluluğu"nun yayımlanması, aslında cesaretini kırmıştır. 9 ekim tarihli yazısında şunları itiraf eder: "Artık bir yazar olarak hiçbir değerim yok. Yazmıyorum, "Aile Mutluluğu"ndan beri hiçbir şey yazmadım ve sanırım yazamayacağım da."

Böylece, 1859'dan 1862'ye kadar tüm zamanını Yasnaya Polyana'lı köy çocukları için okul kurmakla geçirdi. Bu arada Yasnaya Polyana adlı pedagojik bir dergi çıkartmaya başladı. Tolstoy, köylü reformları yılları süresince sulh yargıçlığı yaptı ve pek çok anlaşmazlıkta köylülerle soylular arasında arabuluculuk görevini üstlendi.

1862'de Sofya Andreyevna Bers'le evlendi ve üç çocuğu oldu. Düğününden önce, aşklarla dolu geçmişini bilmesi için geline günlüğü okutması bu evliliği tehlikeye soktu. Daha sonra Sofya Andreyevna'da Tolstoy'un önerisi üzerine, neredeyse sadece onunla ilişkilerine adanmış bir günlük tuttu. Eşler günlüklerini birbirlerine okuttular, hatta Tolstoy eşinin defterine notlar düştü. Sofya Andreyevna'nın, Tolstoy'un kitaplarının sansürce yasaklanması üzerine, bizzat Moskova'ya çarın huzuruna çıkacak kadar ailesine bağlılığını gösterdiği mutlu bir evliliğe karşın, Tolstoy kendi dünya görüşüyle çelişen aile yaşamından soğudu. 1863'te on yıl sürecek olan "Savaş ve Barış"ı yazmaya başladı. Bu anıt eser, yazarın Sivastopol Savaşı'nda Rus birliklerinin uğradığı bozguna, bu birliklerin aptalca yok oluşuna tanık olduğu bir dönemde tasarlanmıştı. Elbette bu dönemin seçilmesinde, tarihten öç alma, Rusya'ya bir bozgun yerine zafer sunma isteğinin yattığı gözden kaçmamaktadır. Tolstoy, Napolyon'a karşı yapılan savaşın, halk içinde bulduğu desteği göstermek isterken, bu savaş hakkında, zaman zaman tanıklıklarla bile çelişen yeni bir değerlendirmeyi kabul ettirmeyi başarır. Tolstoy bu kitabına başladığında, 1856'da geçen, Sibirya'ya sürülen Dekabristlerin dönüşünü konu alan bir hikaye yazmayı düşünüyordu. Ama başlangıçtaki tasarısından vazgeçerek sadece kahramanın yaşamında bir dönüm noktası olan olayı değil (1825 ayaklanması) 1812 anavatan savaşıyla aynı döneme rastlayan gençlik yıllarını da anlatmaya karar verir. Tolstoy hikayesine bir bozgunu anlatmakla başlamayı tercih etti; romandaki olaylar 1805'te başlıyordu.

"Savaş ve Barış" alışılmış sınırlandırmaların dışında kalan bir eserdir. Ne psikplojik, ne de tarihi bir romandır, ne sosyal bir kronik ne de üst sınıfların yaşamının sergilenmesidir; hepsinden bir şeyler vardır. Yayımlandığında çok çeşitli tepkilere neden oldu. Gerçekleri çarpıtmakla suçlandı, Çar Aleksander bile Tolstoy'un her şeyi birbirine karıştırdığını söyledi. Tolstoy'un vatanseverlik ve kahramanlık anlayışına tepki gösteren savaş gazileri romanı kınadılar. Tolstoy'un romanın biçimine hâkim olamadığını ileri sürdüler. Bu arada ilericiler, kadının bağımsızlığı yolundaki düşüncelere karşı çıkışı veya geçmişe olan bağlılığı yüzünden onu şiddetle eleştirdiler. Yazar, "Savaş ve Barış" ta halk fikrine, "Anna Karenina"da (1877) aile fikrine önem verdiğini söyler. Bu "Savaş ve Barış" ta aile fikrine yer verilmediği veya "Anna Karenina"nın sorunsalının sadece aile içinden kaynaklandığı anlamına gelmez. İki roman arasında on yıllık bir zaman farkı vardır; ne Tolstoy aynı Tolstoy'dur, ne de Rusya aynı Rusya'dır. Yazar romanda ilerledikçe, başlangıçtaki kendini mahva sürükleyen evli bir kadın fikri, genişleyip derinleşir. Burada Tolstoy' a en yakın kişilik Constantin Levin'dir. Tolstoy'da onun gibi köylüleriyle ekin biçecektir, üstelik Levin'in arazisi de Yasnaya Polayana'ya çok benzemektedir. İki kahraman (Anna ve Levin) neredeyse hiç karşılaşmazlar, birbirlerine paralel mekanlarda yaşarlar. Bu da eleştirmenlerin Tolstoy'u konuyu inşa etmede yetersizlikle suçlamasına yol açmıştır. Tolstoy bu eleştirileri şöyle yanıtlar: "Tam tersine eserimin mimarisinden gurur duyuyorum, tonozlar öylesine kavuşuyorlar ki, şatonun nerede olduğu bile görülemiyor."

Tolstoy, 1880'de yeniden büyük bir ruhsal bunalıma yakalandı ve bunu, "İtiraflarım" (1882) adlı hikâyesinde şöyle anlattı: "Çevremizdeki yaşamla ilişkimi tamamen kestim." Toprağı işlemeye başladı, malını mülkünü dağıttı, dünyanın değişmesinin bireysel kol emeğiyle gerçekleşebileceğine inandı, şiddete karşı çıkıp, barışı savundu, ve Yasnaya Polyana'dan hiç ayrılmadı. Bu dönemde yazdıklarında gerçeği arayış en ön plandadır: "Efendi ile Uşak", "Karanlığın Kudreti", "Sanat Nedir?", pek çok halk masalı, felsefi ve ahlaki eserler, "Neye İnanıyorum", "Dogmatik İlahiyatın İncelenmesi", "Kilise ve Devlet", "Tanrının Ülkesi Senin İçindedir", "İvan İlyiç'in Ölümü" … Bu dizinin en başarılı hikayesi kuşkusuz "İvan İlyiç'in Ölümü"dür. Kahraman bir memurdur, hep herkes gibi yaşamayı isteyen bir adamdır. Ancak ölüm döşeğinde hayatının ne kadar boş geçtiğini anlar. Tolstoy büyün hayatının, işinin, ailesinin bir aldatmacadan başka bir şey olmadığını gören bir insanın manevi acılarını sergiler.

Tolstoy, "Kröyçer Sonat" ta (1889) evliliğin gerçek duyguların taklidinden başka bir şey olmadığı sıradan bir ailenin dramını ele alır. Pozdnyçev'le karısın arasında körü körüne bir cinsellikten başak hiçbir bağ yoktur. Pozdnyçev'in kıskançlığı onu cinayete sürükler; karısını öldürür. Tolstoy'un o dönemde geliştirdiği ve dünyadan el etek çekmeyi, bedeni reddi hatta bedenden nefreti savunan cinsellikle ilgili kuramların, çelişki ve sınırlarını görüyoruz. "Şeytan ve Serge Baba" adlı hikayelerde de aynı tema sürer.

Tolstoy, 1890'ların başında dünyaya yeni bakışını dile getirme ihtiyacını duydu ve uzun yıllar "Diriliş" adlı eseri üstünde çalıştı. Kitap dokuz yıl sonra, 1899'da yayımlandı. Burada ana konu, soylu sınıftan Nehliyudov tarafından baştan çıkarılıp terk edilen Katyuşa Moslova adlı yoksul bir genç kızın yaşadıklarıdır. Katyuşa'ya mahkemede rastlayan (kız hırsızlık ve cinayetle suçlanmaktadır) Nehliyudov hayatını alt üst edecek bir sarsıntı geçirir. Romanın ilk sürümünde Nehliyudov, Katyuşa'yla evlenir. Son ve yayımlanan biçimindeyse, her iki kahramanda kendi kurtuluşlarının arayışı içindedirler; Katyuşa sürgündeki bir devrimci ile yakınlık kurarken, Nehliyudov kendini İncil okumaya verir. Buna rağmen, 24 şubat 1901'de Yüksek Kilise Meclisi Tolstoy'u sapkınlık ve ateizmle suçlayarak aforoz etmiştir.

1912'de ölümünden sonra yayımlanan ve son eserlerinden biri olan "Hacı Murat"ta, Tolstoy, Kafkasya anılarına geri döner.

Gerçeği arayışı, yaşamının sonunda onu evinden ve karısından kaçmaya ve Kafkasya'ya gitme niyetiyle trene atlama niyetine sürükledi. Ama çok hastalandı ve kırsal kesimde bir tren istasyonunda, Astapovo'da 7 kasım 1910'da öldü. Cenaze töreni, ülkenin dört bir yanından gelen on binlerce insanın bir araya geldiği ulusal bir gösteriye dönüştü.

Tolstoy sadece yazar olarak değil, düşünür olarak da insanları derinden etkilemiştir. Onun ilkesine göre yaşamak için Tolstoy'cu topluluklar oluştu, ne var ki bunlar devrimden sonra zulme uğradı.

"Hikayelerimin kahramanı, yüreğimin bütün gücüyle sevdiğim, bütün güzellikleri içinde anlatmaya çalıştığım ve hep güzel olan, güzel kalan ve hep güzel kalacak olan gerçektir" Lev Nikolayeviç Tolstoy, ülkesinde köylüler yararına yaptığı sosyal ve pedagojik çalışmalarına hiç ara vermeden, Rus edebiyatına "Savaş ve Barış", "Anna Karenina" gibi iki en güzel şaheser kazandıran zengin edebi yaratılarında, ahlaki mükemmellik idealini bu sözlerle dile getirmeye çalışıyordu…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
LEV NIKOLAYEVIC TOLSTOY 1828 - 1910
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
OYACA FORUM :: EDEBİYAT :: BİYOGRAFİLER-
Buraya geçin: